39 reviews for:

Emile

Jean-Jacques Rousseau

3.0 AVERAGE


A dense read, this one took me a while to finish. There are bits of wisdom scattered throughout, some interesting points and surprisingly modern opinions here and there. But on the whole, this isn't something I would recommend to anyone who doesn't have a solid interest in French history, philosophy, or pedagogy.

Additionally, Rousseau's opinions on women are bizarrely contradictory. In some moments he sounds progressive for his time, at other points sexist. He frequently uses the term "savages", and at one point equates women with crippled men.

The bottom line is, this is not a novel. It is a long-winded essay that frequently goes on tangents and is impossible not to skim in some sections.

Rousseau'yu diğer yazarlardan farklı kılan şey, çağına göre çok ileride fikirler öne sürmesi ve yazdıklarında bugünün şartlarında eleştirilebilecek şeyler olsa bile geçerliliğini koruyan düşünceler bulunmasıdır. Bu incelemede katılmadıklarımı değil katıldıklarımı bulacaksınız zira katılmadıklarım eserin yazıldığı dönem için kabul edilebilir şeyler. Katılmadıklarımda bile kendimi çocuklarım ve şahsım için düşünmeye iten fikirler vardı diyerek alıntılarıma geçiyorum, koyu renkle belirttiğim kısımlar ilerie dönüp incelememi okuduğumda bana rehber olsun istediklerim:

"Rousseau’ya göre “bütün bilgilerin en önemlisi”, ama “en az ilerlemiş, olanı” insan hakkındaki bilgidir. İnsanı tanımak bizi doğrudan doğruya kötülüğün birinci derecedeki kaynağına, insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağına götürecektir."

"Rousseaucu felsefede insan, doğası gereği iyidir. Bu doğayı tanınmayacak ölçüde başkalaştıran ve olumsuzlaştıran medeni durumun sistemleştirdiği bozuk ilişkilerdir."

"Çocuk, güçsüzlüğü, cehaleti içinde ancak öteki insanların merhametiyle ayakta durabilir ve yaşamını sürdürebilir; doğa onu insanlara emanet etmiştir. "

"kadınların eğitimi çok önemli bir konudur: erkeklerin ahlakı onlara bağlıdır"

"İlk eğitim en önemli eğitimdir ve kesinlikle kadınların eğitimidir bu eğitim; doğanın yaratıcısı bu ilk eğitimin erkeklerin eğitimi olmasını isteseydi çocukları beslemeleri için süt verirdi onlara. Dolayısıyla eğitim çalışmalarınızda tercihen kadınlara hitap edin; çünkü bu alana erkeklerden daha yakındırlar ve daha etkindirler, başarı da daha fazla ilgilendirir onları."

"Bitkiler tarımla, insanlar eğitimle yetiştirilir."

"Öğrencimin, asker, din adamı ya da hukukçu olarak yetiştirilmesi önemli değildir. Benim ona öğretmek istediğim meslek yaşamaktır. Ellerimden çıkarken eminim ki ne yargıç, ne asker nede din adamı olacaktır: öncelikle insan olacaktır."

"İnsanlar çocuklarını sadece korumayı düşünüyorlar; yeterli değildir bu: çocuklara yetişkin olduklarında kendilerini korumayı, kaderin darbelerine katlanmayı, sefalete de bolluk ve zenginliğe de meydan okumayı gerektiğinde İzlanda’nın buzları içinde ve Malta’nın yakıcı kayalarında yaşamayı öğretmek gerekir. Ölmemesi için önlemler almaya çalışmanızın “. Bir yararı yoktur: ölmesi gerekecektir; ve ölümü sizin dikkat ve özeninizin bir sonucu olmasa da yanlış anlaşılacaktır. Söz konusu olan çocuğun ölmesini engellemekten çok onu yaşatmaktır.Yaşamak nefes almak değildir, çalışmaktır; organlarımızı, duyularımızı, yeteneklerimizi, bize yaşama duygusu veren her parçamızı kullanmaktır. En çok yaşayan insan; arkasında en çok yıl bırakmış insan değildir; yaşamı en çok hissetmiş olandır. Yüz yaşında gömülen biri daha doğar doğmaz ölmüş olabilir. Genç ölmüş olmakla kazanmış olabilirdi, hiç değilse o zamana kadar yaşamış olurdu."

"Çocukların ilk ağlamaları istekleridir: dikkat edilmezse : kısa süre içinde emir halini alır bu istekler; yardım istemekle başlarlar, sonunda hizmet ettirirler."

"Düşerse, başında bir şişlik olursa, burnu kanarsa, parmağını keserse telaşla çevresinde dolaşacağıma hiç değilse bir an için sakin kalın. Yaralandığında ona sıkıntı veren, yaradan çok korkudur. Yapmam gereken onu hiç değilse bu ikinci sıkıntıdan kurtarmaktır."

"Şiddette de zaafta da aşırılıktan kaçınmak gerekir. Çocukları sürekli acı ve sıkıntı içinde bırakırsanız, sağlıklarını ve yaşamlarını tehlikeye atar, mutsuzluğa mahkum edersiniz onları;eğer çok fazla üstlerine titrerseniz, onları en küçük bir olumsuzluktan bile korumaya çalışırsanız büyük mutsuzluklara hazırlarsınız, çok kırılgan ve hassas yetiştirirsiniz ve onları günün birinde siz olmadan yaşamak zorunda olacakları yetişkinlik ortamını gereği gibi yaşayabilmelerine engel olabilirsiniz. "

"Çocuğunuzu mutsuz etmenin en şaşmaz yolu onu her şeyi elde etmeye alıştırmaktır. ; çünkü kolayca yerine getirilen istekleri sürekli artacak ve sonunda siz gücünüz yetmediği için bunları reddetmek zorunda kalacaksınız ve birdenbire karşılaştığı bu reddedilme durumu isteklerinden mahrum olma duygusundan daha fazla sıkıntı verecektir ona."

"Doğa çocukların insan olmadan önce çocuk olmalarını istiyor. Bu düzeni bozmak istersek mevsimsiz meyveler yetiştirmiş oluruz ki bunlar ham ve tatsız olacaklarından kısa sürede bozulacaklardır: ve biz de yaşlı çocuklar yetiştirmiş oluruz. Çocukların kendilerine özgü görme,düşünme ve hissetme biçimleri vardır; bunların yerine bizimkileri koymaya kalkışmak son derece anlamsız olur."

"Öğrencinizi doğanın olgularıyla ilgilendirin kısa sürede meraklı biri olduğunu göreceksiniz;ama merakının beslenmesi için kesinlikle doyurmaya kalkmayın onu. Problemler koyun önüne ve çözmeye uğraşsın bunları. Söylediğiniz bir şeyi bilmesin, kendiliğinden anladığı şeyi bilsin: bilgiyle öğrenmesin, bilgiyi kendisi bulsun.Aklın yerine otoriteyi getirdiğiniz zaman çocuk düşünemez artık; başkalarının düşüncelerinin oyuncağı olur sadece."

"Çocuğa coğrafya öğretmek istiyorsunuz ve ona küreler, haritalar alıyorsunuz: bir sürü alet, ne gerek var bunlara? En azından neden söz ettiğinizi bilmesi için niçin örnekleri yerine asıllarını göstermeyesiniz çocuklara!"

"Sizin öğrencilerinizin bilgisi ve benimkinin bilgisizliği arasındaki fark, sizinkilerin haritaları bilmesi, benimkinin ise haritaları yapmasıdır. "

"Her insan mutlu olmak ister ama mutlu olmak için önce mutluluğun ne olduğunu bilmek gerekir. Doğal insanın mutluluğu yaşamı kadar basit ve sadedir; acı ve sıkıntı çekmemektir:sağlık, özgürlük, gerekli olan şeyler oluştururlar bu mutluluğu. "

"Eski bir Osmanlı geleneğine göre Hükümdar endi elleriyle bir şey üretmek zorundaymış."

"Cevaplarınız her zaman ciddi, kesin, kısa ve duraksamalara meydan vermeyecek şekilde olmalıdır. Doğru olmaları gerektiğini söylemeye bile gerek duymuyorum. Çocuklar yalan söylemek gibi tehlikeli bir alışkanlığı ancak daha büyük bir tehlike olan kendilerini yönetenlerin yalan söylediklerini hissettikten sonra alırlar. Öğretmenin öğrenciye söylediği tek bir yalan eğitimin bütün meyvesini yok eder."

"İnsanın doğasında kendini kendisinden daha mutlu olanların yerine koyması diye bir şey yoktur, sadece kendilerinden daha fazla yakınanların yerine koyarlar."

"Krallar uyruklarına karşı niçin merhametsizdirler? Asla insan olmayı düşünmedikleri için.Zenginler yoksullara karşı niçin bu kadar acımasızdırlar? Çünkü yoksul olma korkusu yoktur onlarda. Soylular niçin halkı bu kadar küçümserler? Çünkü bir soylu kesinlikle halktan biri olmayacağından emindir. Türkler niçin genel olarak bizden daha fazla insan sever ve misafirperverdirler? Çünkü onların tümüyle mutlak ve keyfi yönetiminde bireylerin önemi ve serveti her zaman eğreti ve sallantıda olduğundan düşme ve sefalet durumlarını kendilerine
kesinlikle yabancı görmezler; herkes bugün yardım ettiği kimsenin akıbetine düşebilir yarın."

"Başkalarının acılarına karşı duyduğumuz merhamet bu acının niceliğiyle değerlendirilemez, bu acıyı çekenlere karşı hissettiklerimiz önemlidir."

"Biz mutluluğu görünüşe göre değerlendiriyoruz. Neşeli bir insan genellikle hem başkalarını hem kendisini kandırmak isteyen talihsiz biridir. Bazı toplantılarda çok gülen, çok dışa dönük,çok rahat görünen insanların çoğu evlerinde mutsuz ve sıkıntılı insanlardır. Gerçek anlamda kendinden hoşnut olan kimse neşeli ve çılgın biri değildir; böyle bir İnsan böylesine hoş bir duyguyu kıskanır, üstüne titrer ve bu zevkleri, hazları, dağılabileceği korkusuyla dışa vurmaktan çekinir. Gerçekten mutlu bir insan pek konuşmaz, pek gülmez; bir başka deyişle mutluluğunu kendi yüreğinin çevresine sıkıştırır. Gürültü patırtı, taşkın neşe, sıkıntıların ve kederin örtüsüdür. Aşırı neşe kahkahadan çok gözyaşlarından koparılır."







I struggled, I struggled some more, I finished.

Can't read French

It would be fair to say me reading this was more of a slim read as my brain wasn't able to concentrate enough to properly make sense of some of the prose, I also read a different translation (translated by Barbara Foxley), it was just sitting on my shelf looking at me so I thought I'd give it a bit of a skim.

Kitap, anne ve babanın çocuklarına karşı nasıl bir ebeveynlik yapmaları gerektiği ve bir çocuğun doğduğu andan itibaren yetişkinlik çağına kadar eğitiminin nasıl olması gerektiği konusunu işliyor. Bu kitabı, çocuklarını yurda veren bir yazarın kaleminden okumak oldukça ironik. İlk öğrendiğimde çok şaşırmıştım ve kitabın yarısını okumuştum bile.

Kitabın genel işleyişi Jean-Jacques Rousseau 'nun Emile adında bir öğrenci edinmesi ve bebeklik çağından yetişkinlik çağına dek onu yetiştirmesi üzerine kurulu. Bizler de tüm bu süreçte bu eğitime birinci ağızdan tanık oluyoruz.

- İlk bölüm olan bebeklik çağında yazara göre herkes aynı şekilde iyi bir birey olarak dünyaya gelir. Zamanla hayat ve hayatın yaşattığı deneyimler herkesi farklı kılar. Yazara göre insan, bebeklik çağında dahi özgür olmalı, düşmeli-kalkmalı, doğru-yanlış ve yararlı-zararlı şeyleri tecrübe ederek öğrenmeli. Fakat yazarın dediği gibi aslında bu yaşta bile kısıtlanıyoruz çünkü kollarımızın ve bacaklarımızın rahatça hareket etmesi gereken bu yaşlarda "kundaklama" adı altında beden olarak kısıtlanıyoruz.

- İkinci bölüm de yine dolu dolu. Bu bölümdeki çocukluk çağında günümüzün en büyük problemlerinden birisi de olan "Bir çocuğa nasıl hayır denir?" sorusunun cevabını arıyoruz. Bu bölümü okurken eminim ki hepimizin aklına o söz dinlemeyen, istediği olmayınca ağlayan yaramaz çocuklar gelecek. Evet tam da bu konu işleniyor burada işte.

- Son bölümde yazar, artık yetişkin bir birey olan öğrencisinden dolayı ona uygun bir eş modelini ele alıyor ve bu sebeple uzun uzun bir kadının nasıl olması gerektiği konusunu işliyor. Kadının modaya göre değil, kendisine yakışanı giymesi sadece örnek bir konu mesela. Yazar kadın ile ilgili tüm bu konuları da Sophie karakteri üstünden anlatıyor tıpkı Emile gibi. Sophie ise elbette Emile'in aşık olduğu kişi. Emile evlenmek istediğini söyledikten sonra ise aşk, ilişki vb. duyguları ele alıp işleyen yazarımıza göre bu bölümde en önemli konulardan bir tanesi de evlendikten sonra aşkın devam edebilmesi ve çiftlerin birbirlerini sevmeye devam edebilmesi. Yazara göre bunun yöntemi de evliliğe fazla yük bindirmemekten geçiyor.

Rather loose collection of thoughts about everything, but all in view of the upbringing of an imaginary young man. A bit uneven: sometimes downright traditional (especially in male-female relationships), prude (sexual education), but also progressive (very child focussed, education to liberty, naturalness and especially individuality). Sometimes very boring. An historical document, before everything, not really an interesting read.

Weirdly engaging? Like I listened to the audiobook in prep for a class (it has yet to be necessary) and I used it to fall asleep to but went back to listen to anything I forgot and I can say I retained so much from it? Like more than usual for college books especially nonfictions about education in the 1800s. Also narrator was great to fall asleep to 10/10 would recommend 
reflective slow-paced

I remembered I dont care about Rousseau's ideas on childrearing lol